Ceza Hukuku

TCK MADDE 135 KİŞİ VERİLERİNİN KAYDEDİLMESİ

Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.(2) Kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır. 
TCK MADDE 135’İN GEREKÇESİ
Çağımızda kişilerle ilgili kayıtların bilgisayar ortamlarına geçirilip muhafaza edilmesi uygulamasına bazı kurum ve kuruluşlar tarafından başvurulmaktadır; hastanelerde hastalara, sigorta şirketlerinde sigortalılara, bankaların ve kredili alış veriş yapılan mağazaların müşterilerine ilişkin kayıtlar, böylece tutulmaktadır. Bu bilgilerin amaçları dışında kullanılmasından veya herhangi bir şekilde üçüncü şahısların eline geçerek hukuka aykırı olarak yararlanılmasından dolayı hakkında bilgi toplanan kişiler büyük zararlara uğrayabilmektedirler. Bu bakımdan, kişilerle ilgili bilgilerin hukuka aykırı olarak kayda alınması suç olarak tanımlanmıştır.Suçun konusu, kişisel verilerdir. Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veri olarak kabul edilmelidir.Söz konusu suç tanımında kişisel verilerin bilgisayar ortamında veya kağıt üzerinde kayda alınması arasında bir ayırım gözetilmemiştir. Bu bakımdan, söz konusu suç tanımı ile Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan Türkiye’nin de 28 Ocak 1981 tarihinde imzalamakla taraf olduğu “Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tâbi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Sözleşme”nin ilgili hükümlerine geçerlilik tanınmıştır.Bu suçun oluşabilmesi için, kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde kayda alınması gerekir. Kişinin rızası ile kendisiyle ilgili bilgilerin kayda alınmasının suç oluşturmayacağı muhakkaktır. Belirli nitelikteki kişisel verilerin kayda alınması kanun hükmünün gereği olarak yapılmaktadır. Bu bakımdan, çeşitli kamu kurumlarında verilen kamu hizmetinin gereği olarak kişilerle ilgili bazı bilgiler ilgili kanun hükümlerine istinaden kayda alınmaktadırlar. Bu durumlarda, söz konusu suç oluşmayacaktır.Maddenin ikinci fıkrasında, kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine, ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kayda almak, suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bunlardan kişilerin ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgilerin kayda alınmasına kanunlarda özellikle suçlulukla mücadele bağlamında, suç ve suçluların ortaya çıkarılmasını sağlamak amacıyla belli ölçüde izin verilebilir. Bu durumlarda söz konusu suç oluşmayacaktır. TCK MADDE 135 İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
Esas : 2019/6672Karar : 2019/17765Karar Tarihi : 01.10.2019
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : TESPİTMAHKEMESİ : İş Mahkemesi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR
Davacı İsteminin Özeti : Davacı vekili, müvekkilinin … genel merkez yönetim kurulu başkanı olduğunu, 2018 yılı Şubat ayında müvekkili ile görüşmeye gelen …isimli şahıs tarafından yapılan görüşmenin gizlice kayda alınması ve bu kaydın sendika üyelerine facebook,  whatshap  vb platformlar üzerinden gönderilmesi sonucunda, konu hakkında … (Memur Sendikaları Konfederasyonu) genel başkanı … ile 14/02/2018 tarihinde bir görüşme yaptığını, bu görüşmede kendi el yazısı ile …’a bir istifa dilekçesi teslim ettiğini ancak istifasının kabul edilmeyerek işleme konulmadığını ve müvekkilinin genel başkanlık görevine devam ettiğini, genel başkanlık görevine devam eden müvekkilinin o tarihte vermiş olduğu istifa dilekçesinin 31/10/2018 tarihinde … genel başkanı tarafından sendika genel merkezine getirilerek yeni verilmiş bir dilekçe gibi 31/10/2018 tarihinde evrak kayıttan geçirildiğini, müvekkilinin bu durumu öğrenir öğrenmez bir dilekçe yazarak, istifa dilekçesinin 8 ay önce verildiğini, işleme konulmayıp kabul edilmediğini, genel başkanlık görevine devam ettiğini, anılan istifanın hukuki bir geçerliliğinin olmadığını ve yeni bir istifa iradesinin olmadığını belirttiğini ve bu dilekçesini diğer yönetim kurulu üyelerinin hepsinin olduğu odada genel başkan vekili … …’e verdiğini, …’in dilekçeyi işleme alacaklarını ve sayı vereceklerini belirttiğini, sendika yönetim kurulunca bu uyarının dikkate alınmadığını 31/10/2018 tarihli yönetim kurulu toplantısında, diğer yönetim kurulu üyeleri tarafından 101 sayılı karar alınarak müvekkilinin yönetim kurulu üyeliğinin düşürüldüğünü, bu kararın açıkça hukuka aykırı olduğunu ve iptali gerektiğini, bilindiği üzere daha evvel verilmiş istifanın işleme konulmayıp kabul edilmeyerek kişinin görevine devam etmesi hallerinde daha önce verilmiş istifa dilekçesinin yeni verilmiş gibi işleme konulmasının bir çok Yargıtay ve Danıştay kararlarında hukuka aykırı olduğunun kabul edildiğini, müvekkilinin 31/10/2018 tarihinde bir istifa dilekçesi vermediğini, gerçekten 14/02/2018 tarihinde verilen istifa dilekçesinin işleme konulmayıp kabul edilmeyerek genel başkanlık görevine devam ettirilen davacı müvekkilin daha önce vermiş olduğu istifa dilekçesi kötüye kullanılarak 31/10/2018 tarihinde yeni bir istifa dilekçesi vermiş gibi işleme konulmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek davalı … genel merkez yönetim kurulunun 101 sayılı ve 31/10/2018 tarihli kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti : Davalı vekili, müvekkili sendikanın 4688 sayılı Kanun uyarınca kurulmuş ve faaliyetlerine devam eden bir sendika olduğunu, müvekkili sendikanın üye sayısını 80 binin üzerine çıkarmayı başardığını, davacı …’ın dava dilekçesinde de ikrar ettiği üzere kendi iradesinin ürünü olan istifa dilekçesini bizzat kendisi tarafından işleme konulmak üzere müvekkili sendikaya teslim edildiğini, usule uygun olarak dilekçenin sendikanın gelen evrak kayıt defterine 31/10/2018 tarih ve 545 sıra numarası ile kaydedilip işleme alındığını, …’ın kendi iradesiyle istifa etmesinin sonucu olarak hukuken katılmasının mümkün olmaması nedeniyle yokluğunda gerçekleştirilen sendika yönetim kurulu toplantısında dilekçenin kabulü ile gerekli kararların alındığını, davacının dilekçenin kendisine ait olmadığı, iradesinin ikrah altına alındığı, istifanın kurumsal yada kişisel zorlamalardan kaynaklandığı şeklinde bir iddiada bulunmadığını, davacının kendi el yazısıyla yazmış olduğu istifa dilekçesini kendi isteği, iradesiyle teslim etmiş olup, bu irade beyanının tek taraflı olarak geri alınmasının mümkün olmadığını, davacının “yaşamaya başladığı sağlık problemleri ve ailevi sebeplerden dolayı” istifa ettiğini, davacının istifanın sonuçlarını öngörebilecek bir sıfata, ehliyete ve basirete sahip bir konumda olduğunu, istifa dilekçesinin, işleme konulması akabinde vazgeçmeye dayalı başka bir dilekçenin yada kararın olduğu iddiasıyla ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını, davacının usulüne uygun olarak sendika gelen evrak kayıt defterine işlenmiş bir talep yada dilekçesinin olmadığını, davacının iddialarının aksine isitfanın kabul edilmeme gibi bir durumun söz konusu olmadığını, istifanın bozucu yenilik doğuran bir hak olması ve karşı tarafa ulaştığı anda hüküm ifade etmesi karşısında davacının iddialarının dikkate alınamayacağını, bozucu yenilik doğuran hakların muhataba ulaşması ile birlikte hukuksal sonuç doğuracağını, davacının istifa irade beyanının işleme konulması akabinde ücretsiz izni sonlandırılarak kendisine hizmet ödemesi yapıldığını, görülecek davanın istifasından pişman olan bir kişinin haksız olarak açmış olduğu bir dava olduğunu, davacının pişmanlık kararı ile tüm süreci başa almasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti : Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu : İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince, istifa dilekçesinin davalı sendika genel yönetim kurulu yerine sendikayı temsile yetkili olmayan bir kişiye önceden verildiği, dilekçe verildikten sonra davacının çalışmaya devam ettiği, artık istifa iradesinin ortadan kalktığı, istifa dilekçesinin bir geçerliliğinin kalmadığı, istifa dilekçesinin işleme konulduğu zaman bakımından istifa iradesinin olmadığı, yetkili olmayan birisi tarafından elde tutulan, davacının işlem tarihi itibariyle iradesini yansıtmayan ve geçerliliğini yitirmiş istifa dilekçesinin sonuç doğurması mümkün olmadığından, bu istifa dilekçesinin geçerli kabul edilerek hukuki sonuç doğuracak şekilde 31/10/2018 tarih ve 101 sayılı yönetim kurulu kararının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulü ile davalı sendika genel yönetim kurulunun 31/10/2018 tarih ve 101 sayılı kararının iptaline karar verilmiştir.
Temyiz : Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı davalı temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
Gerekçe : Dava, sendika genel başkanı olan davacının istifasının kabulüne dair yönetim kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.Herhangi bir şekle tabi olmayan istifa beyanı, bozucu yenilik doğuran tek taraflı bir hukuki muameledir ve muhatabına ulaşmakla hüküm ve sonuçlarını doğurur.Dosya içeriğine göre davacı … imzasıyla yazılan “Büro Memursen Genel Merkezine Ankara” başlıklı tarihsiz dilekçe içeriğinin “Seçilmiş olduğum Büro … genel merkez yönetim kurulu üyeliği ve genel başkanlığı görevimden yaşamaya başladığım sağlık problemleri ve ailevi sebeplerden dolayı istifa ediyorum. Sendikamda bir üye olarak hizmetime devam edeceğimi belirtirim. Gereğini genel yönetim kuruluna arz ederim.” şeklinde olduğu görülmektedir.Söz konusu dilekçenin 31/10/2018 tarih ve 545 sayı ile sendika gelen evrak defterine kaydedilmesi sonrasında 31/10/2018 tarih ve 101 sayılı dava konusu sendika yönetim kurulu kararı ile genel başkan …’ın istifasının kabul edilmesine oyçokluğu ile karar verilmiştir. Karar metnine göre dört üyenin istifanın kabulü yönünde oy kullandığı, bir üyenin çekimser oy kullandığı, diğer üyenin ise “Genel başkan …’ın aynı tarihli vazgeçme dilekçesi olduğu için şerh düşüyorum” açıklaması ile karara muhalif kaldığı anlaşılmaktadır.Yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan davacı ve davalı tanık beyanları ile dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre, davacı … tarafından istifa dilekçesinin bizzat yazılarak sendika genel merkezine teslim edilmek üzere … Konfederasyonu genel başkanı dava dışı … isimli şahsa Şubat ayında teslim edildiği, …’ın ise 31/10/2018 tarihinde … genel merkezine gelerek istifa dilekçesini sendika yönetim kuruluna teslim ettiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, irade sakatlığına sebebiyet verecek bir durum ve imza inkarı hâli mevcut olmadığından, istifa dilekçesinin Büro … genel merkezine ulaştırılmak üzere …’a verilmesi ve daha sonra … tarafından dilekçenin sendika genel merkezine ulaştırılması, tek başına istifanın geçersizliği sonucunu doğurmaz.Bu noktada belirtmek gerekir ki, istifa beyanı muhatabına varmakla hüküm ve sonuçlarını doğuracağından, bu beyan muhatabına ulaşmadan istifadan rücu olanaklıdır. Bir başka ifadeyle, istifadan rücu iradesi, istifa beyanından önce muhatabına ulaşırsa, istifadan rücu iradesine üstünlük tanınması gerektiğinden, istifa beyanının hukuki sonuç doğurması mümkün değildir.Bu açıklamalara göre, Bölge Adliye Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ise de, istifa iradesi ve istifadan rücu iradesinden hangisinin sendika yönetim kuruluna daha önce ulaştığı dosya kapsamından anlaşılamadığından, yapılan araştırma eksik ve hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır.Açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, Bölge Adliye Mahkemesince daha önce beyanı alınan tanıklar …, …, …ve …yeniden dinlenilmeli ve ilaveten davacı tanık listesinde yer alan sendika yönetim kurulunun diğer üyeleri… ve …ile … Konfederasyonu genel başkanı …’da tanık sıfatıyla dinlenilmelidir.Bölge Adliye Mahkemesince tanıkların belirtilen hususta beyanı alınmalı, özellikle …’ın Büro … yönetim kurulu toplantısına iştirak ettiği ilk anda davacı …’ın istifa dilekçesinden bahsedip bahsetmediği, eğer istifadan bahsedilmiş ise …’ın istifasını geri aldığını hemen açıklayıp açıklamadığı veya ne zaman açıkladığı … istifa dilekçesinden bahsetmeden önce …’ın istifasını geri aldığını bildirip bildirmediği hususlarında özellikle tanık …’ın ayrıntılı beyanı alınmalı, anılan hususlarda diğer tanıkların da ayrıntılı beyanları alınmalı, tanık beyanları arasında çelişki oluşmamasına da dikkat edilmeli ve bu suretle istifa iradesi yahut istifadan rücu iradesinden hangisinin sendika yönetim kuruluna daha önce ulaştığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenerek oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.Anılan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç : Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 01/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay12. Ceza Dairesi
Esas : 2018/8295Karar : 2019/6858Karar Tarihi : 29.05.2019 
“İçtihat Metni”
Mahkemesi : Asliye Ceza MahkemesiSuç : Kişisel verilerin kaydedilmesiHüküm : CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Dosya kapsamına göre; sanığın, önceden çalıştığı katılana ait otel müşterilerine ait iletişim bilgilerini yanında götürerek daha sonraki çalıştığı otelde kullanması şeklinde gerçekleştiği iddia edilen olayda, kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerektiği nazara alındığında, katılana ait her hangi bir kişisel verinin sanık tarafından alındığına ilişkin bir iddianın bulunmadığı anlaşıldığından,Suçtan dolayı doğrudan zarar görmediği anlaşılan katılanın davaya katılma hakkının bulunmadığı, hatalı olarak suçtan zarar gördüğünün kabulü ile davaya katılmasına karar verilmiş olmasının hükmü temyiz yetkisi vermeyeceği anlaşılmakla, katılan vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi gereğince isteme aykırı olarak REDDİNE, 29.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay12. Ceza Dairesi
Esas : 2018/8178Karar : 2019/6519Karar Tarihi : 22.05.2019
“İçtihat Metni”
Mahkemesi : Asliye Ceza MahkemesiSuç : Kişisel verilerin kaydedilmesiHükümler : Sanıklar hakkında CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraat
Kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hükümler, mahalli Cumhuriyet savcısı ile sanıklar …, …, … ve … müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Sanıklar …, …, … ve … müdafiinin sanıkların beraatlerine dair hükümlerin gerekçesine yönelik temyiz isteminde bulunmadığı, temyiz isteminin vekalet ücretine ilişkin olduğu tespit edilerek yapılan incelemede:Yapılan yargılama sonunda, sanıklara yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, mahalli Cumhuriyet savcısının sanıklar hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine, sanıklar …, …, … ve … müdafiinin sanık sayısınca vekalet ücreti hükmedilmemesinin isabetsiz olduğuna ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanıklara yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile sanıklar hakkında beraat hükümleri kurulurken, uygulanan kanun maddesinin fıkra ve bendinin CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi olarak yazılması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle aynı Kanun’un 232/6. madde ve fıkrasına uyulmaması,2-Hakkında beraat kararı verilen ve kendisini sanık … ile birlikte diğer sanıklar …, …, … ve …’dan farklı bir vekil ile temsil ettiren sanık … yararına, hazine aleyhine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince, sanık … ile birlikte ayrı bir maktu vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi,Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısı ile sanıklar …, …, … ve … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasının ilk paragrafındaki, “5271 Sayılı Yasa’nın 223/2-e maddesi” ibarelerinin, “5271 sayılı CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi” olarak değiştirilmesi, hüküm fıkrasının dördüncü paragrafındaki “…,” ibarelerinin hüküm fıkrasından çıkarılması, hüküm fıkrasının beşinci paragrafındaki “sanık …” ibarelerinin önüne “sanık … ile” ibarelerinin eklenmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 22.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Makalemizi Oylar Mısınız? post

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Gönder
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhabalar hukuki sorununuz hakkında nasıl yardımcı olabiliriz ?
Call Now Button