İşverenin Talimatıyla Kredi Çeken İşçinin İşverenle Arasındaki Uyuşmazlık

İşverenin Talimatıyla Kredi Çeken İşçinin İşverenle Arasındaki Uyuşmazlık

İşverenin Talimatıyla Kredi Çeken İşçinin İşverenle Arasındaki UyuşmazlıkYargıtayHukuk Genel Kurulu
Esas : 2017/624Karar : 2019/1177Karar Tarihi : 12.11.2019 
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Manavgat 4. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 21.05.2014 tarihli ve 2013/240 E., 2014/177 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13.11.2014 tarihli ve 2014/36689 E., 2014/35501 K. sayılı kararı ile;“…Taraflar arasındaki ilişki hizmet sözleşmesine dayanmaktadır. Bu gibi hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklara ilişkin davaların İş Mahkemelerinde görülmesi 4857 ve 552l sayılı kanunların 1.maddeleri hükümleri gereğidir.O halde Manavgat’ da ayrıca İş Mahkemesi varsa veya İş Mahkemesi mevcut olmadığı gibi iş davalarına bakmaya Manavgat Asliye Hukuk Mahkemesi yetkili de kılınmamışsa dava dilekçesinin görev yönünden reddi, şayet ayrı bir İş Mahkemesi bulunmayışından dolayı İş davalarına bakmaya Manavgat Asliye Hukuk Mahkemesi yetkili kılınmışsa ara kararı verilerek davaya İş Mahkemesi niteliği ile bakılması gerekir.Bu yönlerin gözden kaçırılması bozma nedenidir…”gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.Davacı vekili, müvekkilinin 2008 yılında davalı hastanede nöroloji uzmanı olarak görev yaparken, dava dışı hastane müdürü başhekimin hastanenin içinde bulunduğu maddi sıkıntı nedeniyle müvekkilinden 30.000TL kredi kullanmasını talep ettiğini, müvekkilinin bu talebi kabul ederek hastane kaşesini taşıyan imzalı ve 30.000TL bedelli teminat senedi karşılığında 14.03.2008 tarihinde çektiği parayı … Hastanesine verdiğini, kredi borcunun bir kısmını davalı hastanenin ödemesine karşın bakiye kalan 6.000TL’nin bankaya müvekkili tarafından yatırıldığını ve bu bedele ilişkin hastanece müvekkiline bir ödemede bulunulmadığından teminat senedine dayanarak icra takibi başlattığını, ancak haksız itiraz sonucu takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına, alacağın likit olması nedeniyle davalı borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, davanın bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığını, iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafından kullanılan kredinin müvekkili şirkete aktarılmasına ilişkin bir kaydın mevcut olmadığını, somut olayda ispat yükünün davacı tarafta olmasına karşın, bu yönde bir belge ibraz edemediğini savunarak, davanın reddini dilemiş; müvekkili lehine icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, borcun teminatı olmak üzere verildiği iddia edilen takibe dayanak senetlerin, tanzim tarihlerinin bulunmaması sebebiyle kambiyo senedi vasfında olmadıkları, teminat senedi niteliğinde oldukları, bu hâlde alacaklının alacağını başka deliller ile ispat etmesi gerektiği, senetlerin tanzim tarihlerinin bulunmaması sebebiyle, düzenleyenin, şirketin yetkili temsilcisi olup olmadığının anlaşılamadığı, bir kişinin çalıştığı şirket için kendi adına kredi çekip şirkete vermesinin ticari hayatın ve genel olarak hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dava konusu miktar itibariyle karşı tarafça da muvafakat edilmediğinden tanık dinlenmesinin mümkün bulunmadığı, davacının şirketten alacağını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.Mahkemece, önceki gerekçelerin yanında, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinde “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o Kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde İş Mahkemeleri kurulur” şeklindeki, 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin birinci cümlesinde ise “Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir” şeklindeki hükümleri uyarınca hizmet akdi çerçevesinde iş mahkemesinin görevli olması için taraflar arasında iş akdi kapsamında bir uyuşmazlığın bulunması veya uyuşmazlığın İş Kanunu’nda düzenlenen hususlarla ilgili olmasının gerektiği, oysa ki somut olayda taraflar arasında iş ve işveren ilişkisi bulunsa bile davacıdan kredi çekerek davalı tarafa borç verilmesi iddiası ve buna dayalı olarak kambiyo senedinin alınması söz konusu olduğunun görüldüğü, bu itibarla hizmet sözleşmesi, iş ve işveren ilişkisi kapsamında bir talep bulunmadığı, davaya karz akdinden dolayı Borçlar Kanunu hükümlerinin, kambiyo senedi nedeniyle ticari hükümlerin uygulanmasının gerektiği, İş Kanunu ile ilgisinin bulunmadığı, bu sebeple davanın iş hukukunu ilgilendirmediği, iş mahkemelerinin değil, asliye hukuk mahkemelerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda, iş mahkemelerinin mi yoksa genel mahkemelerin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır.Öncelikle genel mahkeme ile özel mahkeme arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti üzerinde durulmasında yarar vardır. Bu ilişkinin bir görev ilişkisi olduğu ve görevle ilgili kuralların kamu düzenine ilişkin bulunduğu konusunda öğreti ve uygulamada duraksama bulunmamaktadır.Genel mahkemelerin bakacakları davalar belirli kişi ve iş gruplarına göre sınırlandırılmamış olup, aksi belirtilmedikçe medeni yargılama hukukuna giren her türlü işe bakmakla görevlidirler. Açık kanun hükmü ile özel mahkemelerde görüleceği belirtilmemiş olan bütün davalar, genel mahkemelerin görevine girer (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001, Cilt 1, s. 164).Buna karşın özel mahkemeler, belirli kişiler arasında çıkan veya belirli uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Eş söyleyişle özel mahkemeler özel yasalarla kurulmuş olup, özel yasalarında belirtilen davaları yürütür.Nitekim, 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın 142. maddesinde, mahkemelerin görevlerinin kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.Mahkemelerin görevi kıyas veya yorum ile genişletilemez ya da değiştirilemez. Kanunda açıklık bulunmayan durumlarda görev genel mahkemelere aittir (05.12.1977 tarihli ve 1977/4 E., 1977/4 K. sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı).Yine, 23.05.1960 tarihli ve 11/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi, ayrık hükümlerin dar olarak yorumlanması yoruma ilişkin temel bir kuraldır.Şu duruma göre, iş mahkemelerinin görevleri istisnaî nitelik taşıdığı için, görevlerinin geniş yoruma değil dar yoruma tabi tutulması esastır. (08.12.1982 tarihli ve 1982/4 E., 1982/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı)Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın hangi mahkemede görüleceğinin çözüme kavuşturulması gerekmektedir.Dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan, iş mahkemelerinin kuruluş, görev ve yargılama usullerini düzenleyen 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi ve 29.6.1960 tarihli ve 1960/13 E., 1960/15 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, iş mahkemelerinin, işçi sayılan kimselerle (Kanunun değiştirilen 2. maddesinin Ç, D ve E bentlerinde istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuki uyuşmazlıkların bu mahkemelerde çözümleneceği açıklanmıştır. İş mahkemeleri ayrıca, 5018 sayılı Kanun’un 4/E bendine göre sendikaların açacakları ve bu sıfatla aleyhine açılacak hukuk davalarına İşçi Sigortaları Kurumu ile Sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahiplerinin arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara bakacaktır.4857 sayılı İş Kanunu’nun 8. maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir” tanımlaması yapılmıştır. Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanunu’nda “hizmet akdi” sözcüğü terkedilmiş, yerine “iş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır.Hizmet sözleşmesinin, “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeyi taahhüt eder” şeklindeki tanımı mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1. (TBK, m. 393) maddesinde yapılmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı İş Kanunu’nda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır.Zaman, bir kimsenin günlük belirli bir zaman dilimi içerisinde iş gücünü bir işveren emrine tahsis etmesidir.Ücret ise, BK m. 313 (TBK m. 393) anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır. Görülen iş karşılığı işverenin belli bir zaman dilimi için ödemiş olduğu bedel, ücret unsurunu oluşturur.Açıklandığı üzere, hizmet sözleşmesini karakterize eden unsurlar, “zaman”, “bağımlılık” ve “ücret” olarak sıralanmakta ve “ücret” unsurunun yokluğu durumunda çalışma ya vekalet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır.Somut olayda, davalı şirkete ait hastanede nöroloji uzmanı olarak görev yapan davacının, kendi adına hastane hesabına, dava dışı bankadan çekip, işvereni şirkete borç olarak verdiğini ileri sürdüğü kredi nedeniyle ödemek zorunda kaldığı bakiye 6.000TL bedelin, tahsili yönündeki takibe vaki itirazın iptali davasında ortaya çıkan görev sorununun, yapılan açıklamalar doğrultusunda çözümlenmesi gerekir.Davacının isteminin dayandığı hukuki sebep, kendisi ile davalı arasında yapılan hizmet sözleşmesi ile davalının “ücret” borcuna ilişkin olmayıp davacı ile davalı arasındaki borç ilişkisi iddiasına dayanmaktadır. Başka bir deyişle davacı, almış olduğu senede dayanarak, davalıya verdiğini iddia ettiği borcu talep etmektedir.O hâlde, uyuşmazlığın çözümünde, yanlar arasındaki hukuki ilişkide, öncelikle Borçlar Kanunu’nun karz akdi hükümleri ile kambiyo senedine dayanılması nedeniyle ticari hükümlerin uygulanması gerekmektedir.Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.05.2007 tarihli ve 2007/13-247 E., 2007/262 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, somut uyuşmazlıkta davacı işçinin, işverenin kredi çekememesi nedeniyle, talimatı üzerine, işveren için kredi çekildiğinin sabit olduğu, hukuki ve kişisel bağımlılık nedeni ile iş ilişkisi kapsamında kredi çekilip işverene verildiği, davacının serbest iradesi olmadığı için tarafların eşit konumda olduğu ve serbest irade ile kararlaştırılan karz sözleşmesinden söz edilemeyeceği, uyuşmazlığın iş sözleşmesinden ve iş ilişkisinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin iş mahkemesinin görevli olduğu yönündeki bozmasının isabetli olduğu belirtilmişse de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.Hâl böyle olunca, yerel mahkemece yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.Diğer taraftan, gerekçeli karar başlığında, davalının ismi “Manavgat … Özel Sağlık Hizmetleri Tur. İnş. Ltd. Şti.” gösterilmişse de, dayanak icra takibinde borçlunun “Manavgat … Özel Sağlık Hizmetleri Turz. İnş. ve Tic. Ltd. Şti.” olduğu, Ticaret Sicilinden yapılan araştırmada da “Manavgat … Özel Sağlık Hizmetleri Tur. İnş. Ltd. Şti.” nin kaydına rastlanmadığı, “Manavgat … Özel Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat ve Ticaret Limited Şirketi” nin kaydının bulunduğu tespit edilmiş olmakla, davalının ismindeki maddi hata mahallinde düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.Ne var ki, davacı vekilinin davanın esasına yönelik diğer temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme kararı yerinde olup davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, HUMK’nun 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 12.11.2019 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
1. Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, iş sözleşmesi ile davalı şirkette ait hastanede nöroloji uzmanı olarak görev yapan ve davalı şirket müdürünün talimatı ile bankadan kredi çeken davacı ile bakiye krediyi bankaya ödemeyen işveren arasındaki uyuşmazlığın iş mahkemesinde mi? yoksa genel mahkemelerde mi? görüleceği noktasında toplanmaktadır.2. Çoğunluk görüşü ile yerel mahkemenin direnme gerekçesi benimsenerek “5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesinde “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o Kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde İş Mahkemeleri kurulur” şeklindeki, 4857 sayılı İş Kanunun Tanımlar başlıklı 2. maddesinin birinci cümlesinde ise sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kumlan ilişkiye iş ilişkisi denir” şeklindeki hükümleri uyarınca hizmet akdi çerçevesinde İş Mahkemesinin görevli olması için taraflar arasında iş akdi kapsamında bir uyuşmazlığın bulunması veya uyuşmazlığın İş Kanununda düzenlenen hususlarla ilgili olmasının gerektiği, oysaki somut olayda taraflar arasında iş ve işveren ilişkisi bulunsa bile davacıdan kredi çekerek davalı tarafa borç verilmesi iddiası ve buna dayalı olarak kambiyo senedinin alınması söz konusu olduğunun görüldüğü, bu itibarla hizmet sözleşmesi, iş ve işveren ilişkisi kapsamında bir talep bulunmadığı, davaya karz akdinden dolayı Borçlar Kanunu hükümlerinin, kambiyo senedi nedeniyle ticari hükümlerin uygulanmasının gerektiği, İş Kanunu ile ilgisinin bulunmadığı, bu sebeple davanın iş hukukunu ilgilendirmediği, İş Mahkemelerinin değil kendi mahkemelerinin görev alanına girdiği” gerekçesiyle direnme kararı onanmıştır.Somut uyuşmazlıkta, davacının işçi, davalının işveren olduğu ve aralarında iş ilişkisi olduğu açıktır. Çoğunluğun, İş Kanunundan doğan bir uyuşmazlık olmadığı yönündeki gerekçesine aşağıdaki nedenlerle katılınmamıştır.3. Dava açıldığı tarihteki 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o Kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde İş Mahkemeleri kurulur”(25.10.2017 tarihinde 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Mad.5).4. İş Mahkemesinin görevli olup olmadığı konusundaki temel unsur (konu bakımından unsur) aradaki hukuki ilişkidir. İş mahkemesinin diğer kanunlardaki ayrık düzenlemeler hariç görevli olması için taraflar arasında iş ilişkisi bulunması gerekir. 4857 sayılı İş Kanunu’na göre “iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir” (mad. 8/1). İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukuki-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukuki bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. Bağımlılık iş sözleşmesini karakterize eden unsur olup, genel anlamıyla bağımlılık, hukuki bağımlılık olarak anlaşılmakta olup, işçinin belirli veya belirsiz bir süre için işverenin talimatına göre ve onun denetimine bağlı olarak çalışmasını ifade eder (Çelik, İş Hukuku Dersleri, İstanbul 25. Bası. s.85; Süzek, İş Hukuku, 10. Baskı, İstanbul. s. 219 vd).5. Somut uyuşmazlıkta, davacının işçi, davalının işveren olduğu ve aralarında iş ilişkisi olduğu açıktır. Davacı işçi, hastane müdürü ve başhekim olarak görev yapan işveren vekilinin hastanenin içinde bulunduğu maddi sıkıntı nedeniyle kredi çekilmesi talimatını verdiğini, bunun karşılığı işveren tarafından teminat senedi verildiğini, ancak kredinin bir kısmının işveren tarafından bankaya ödenemediğini, kendisinin ödemek zorunda kaldığını, bu alacağını işverenden istediğini beyan etmiştir. Teminat senedinde de açıkça çekilen kredinin davalı tarafından ödeneceği, ödeme halinde hükümsüz olacağı belirtilmiştir. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi, işverenin talimatı ile işverenin kredi çekememesi nedeni ile işveren için kredi çektiği sabittir. Davacı işverenin talimatı doğrultusunda hareket etmiştir. Hukuki ve kişisel bağımlılık nedeni ile kısaca iş ilişkisi kapsamında kredi çekip işverene vermiştir. Davacının serbest iradesi olmadığı için, tarafların eşit konumda olduğu ve serbest irade ile kararlaştırılan karz sözleşmesinden söz edilemez. Uyuşmazlık iş sözleşmesinden ve iş ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Özel Dairenin İş Mahkemesinin görevli olduğu yönündeki bozması isabetlidir. Açıklanan nedenlerle Sayın çoğunluğun, İş Kanunundan doğan bir uyuşmazlık olmadığı yönündeki gerekçesine katılınmamıştır.
Daha fazla bilgi için doğrudan 05321670913 numaralı telefondan veya diğer iletişim yollarından irtibata geçebilirsiniz.YargıtayHukuk Genel Kurulu
Esas : 2017/624Karar : 2019/1177Karar Tarihi : 12.11.2019 
“İçtihat Metni”MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Manavgat 4. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 21.05.2014 tarihli ve 2013/240 E., 2014/177 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13.11.2014 tarihli ve 2014/36689 E., 2014/35501 K. sayılı kararı ile;“…Taraflar arasındaki ilişki hizmet sözleşmesine dayanmaktadır. Bu gibi hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklara ilişkin davaların İş Mahkemelerinde görülmesi 4857 ve 552l sayılı kanunların 1.maddeleri hükümleri gereğidir.O halde Manavgat’ da ayrıca İş Mahkemesi varsa veya İş Mahkemesi mevcut olmadığı gibi iş davalarına bakmaya Manavgat Asliye Hukuk Mahkemesi yetkili de kılınmamışsa dava dilekçesinin görev yönünden reddi, şayet ayrı bir İş Mahkemesi bulunmayışından dolayı İş davalarına bakmaya Manavgat Asliye Hukuk Mahkemesi yetkili kılınmışsa ara kararı verilerek davaya İş Mahkemesi niteliği ile bakılması gerekir.Bu yönlerin gözden kaçırılması bozma nedenidir…”gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.Davacı vekili, müvekkilinin 2008 yılında davalı hastanede nöroloji uzmanı olarak görev yaparken, dava dışı hastane müdürü başhekimin hastanenin içinde bulunduğu maddi sıkıntı nedeniyle müvekkilinden 30.000TL kredi kullanmasını talep ettiğini, müvekkilinin bu talebi kabul ederek hastane kaşesini taşıyan imzalı ve 30.000TL bedelli teminat senedi karşılığında 14.03.2008 tarihinde çektiği parayı … Hastanesine verdiğini, kredi borcunun bir kısmını davalı hastanenin ödemesine karşın bakiye kalan 6.000TL’nin bankaya müvekkili tarafından yatırıldığını ve bu bedele ilişkin hastanece müvekkiline bir ödemede bulunulmadığından teminat senedine dayanarak icra takibi başlattığını, ancak haksız itiraz sonucu takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına, alacağın likit olması nedeniyle davalı borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, davanın bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığını, iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafından kullanılan kredinin müvekkili şirkete aktarılmasına ilişkin bir kaydın mevcut olmadığını, somut olayda ispat yükünün davacı tarafta olmasına karşın, bu yönde bir belge ibraz edemediğini savunarak, davanın reddini dilemiş; müvekkili lehine icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, borcun teminatı olmak üzere verildiği iddia edilen takibe dayanak senetlerin, tanzim tarihlerinin bulunmaması sebebiyle kambiyo senedi vasfında olmadıkları, teminat senedi niteliğinde oldukları, bu hâlde alacaklının alacağını başka deliller ile ispat etmesi gerektiği, senetlerin tanzim tarihlerinin bulunmaması sebebiyle, düzenleyenin, şirketin yetkili temsilcisi olup olmadığının anlaşılamadığı, bir kişinin çalıştığı şirket için kendi adına kredi çekip şirkete vermesinin ticari hayatın ve genel olarak hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dava konusu miktar itibariyle karşı tarafça da muvafakat edilmediğinden tanık dinlenmesinin mümkün bulunmadığı, davacının şirketten alacağını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.Mahkemece, önceki gerekçelerin yanında, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinde “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o Kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde İş Mahkemeleri kurulur” şeklindeki, 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin birinci cümlesinde ise “Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir” şeklindeki hükümleri uyarınca hizmet akdi çerçevesinde iş mahkemesinin görevli olması için taraflar arasında iş akdi kapsamında bir uyuşmazlığın bulunması veya uyuşmazlığın İş Kanunu’nda düzenlenen hususlarla ilgili olmasının gerektiği, oysa ki somut olayda taraflar arasında iş ve işveren ilişkisi bulunsa bile davacıdan kredi çekerek davalı tarafa borç verilmesi iddiası ve buna dayalı olarak kambiyo senedinin alınması söz konusu olduğunun görüldüğü, bu itibarla hizmet sözleşmesi, iş ve işveren ilişkisi kapsamında bir talep bulunmadığı, davaya karz akdinden dolayı Borçlar Kanunu hükümlerinin, kambiyo senedi nedeniyle ticari hükümlerin uygulanmasının gerektiği, İş Kanunu ile ilgisinin bulunmadığı, bu sebeple davanın iş hukukunu ilgilendirmediği, iş mahkemelerinin değil, asliye hukuk mahkemelerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda, iş mahkemelerinin mi yoksa genel mahkemelerin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır.Öncelikle genel mahkeme ile özel mahkeme arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti üzerinde durulmasında yarar vardır. Bu ilişkinin bir görev ilişkisi olduğu ve görevle ilgili kuralların kamu düzenine ilişkin bulunduğu konusunda öğreti ve uygulamada duraksama bulunmamaktadır.Genel mahkemelerin bakacakları davalar belirli kişi ve iş gruplarına göre sınırlandırılmamış olup, aksi belirtilmedikçe medeni yargılama hukukuna giren her türlü işe bakmakla görevlidirler. Açık kanun hükmü ile özel mahkemelerde görüleceği belirtilmemiş olan bütün davalar, genel mahkemelerin görevine girer (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001, Cilt 1, s. 164).Buna karşın özel mahkemeler, belirli kişiler arasında çıkan veya belirli uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Eş söyleyişle özel mahkemeler özel yasalarla kurulmuş olup, özel yasalarında belirtilen davaları yürütür.Nitekim, 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın 142. maddesinde, mahkemelerin görevlerinin kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.Mahkemelerin görevi kıyas veya yorum ile genişletilemez ya da değiştirilemez. Kanunda açıklık bulunmayan durumlarda görev genel mahkemelere aittir (05.12.1977 tarihli ve 1977/4 E., 1977/4 K. sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı).Yine, 23.05.1960 tarihli ve 11/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi, ayrık hükümlerin dar olarak yorumlanması yoruma ilişkin temel bir kuraldır.Şu duruma göre, iş mahkemelerinin görevleri istisnaî nitelik taşıdığı için, görevlerinin geniş yoruma değil dar yoruma tabi tutulması esastır. (08.12.1982 tarihli ve 1982/4 E., 1982/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı)Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın hangi mahkemede görüleceğinin çözüme kavuşturulması gerekmektedir.Dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan, iş mahkemelerinin kuruluş, görev ve yargılama usullerini düzenleyen 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi ve 29.6.1960 tarihli ve 1960/13 E., 1960/15 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, iş mahkemelerinin, işçi sayılan kimselerle (Kanunun değiştirilen 2. maddesinin Ç, D ve E bentlerinde istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuki uyuşmazlıkların bu mahkemelerde çözümleneceği açıklanmıştır. İş mahkemeleri ayrıca, 5018 sayılı Kanun’un 4/E bendine göre sendikaların açacakları ve bu sıfatla aleyhine açılacak hukuk davalarına İşçi Sigortaları Kurumu ile Sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahiplerinin arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara bakacaktır.4857 sayılı İş Kanunu’nun 8. maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir” tanımlaması yapılmıştır. Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanunu’nda “hizmet akdi” sözcüğü terkedilmiş, yerine “iş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır.Hizmet sözleşmesinin, “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeyi taahhüt eder” şeklindeki tanımı mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1. (TBK, m. 393) maddesinde yapılmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı İş Kanunu’nda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır.Zaman, bir kimsenin günlük belirli bir zaman dilimi içerisinde iş gücünü bir işveren emrine tahsis etmesidir.Ücret ise, BK m. 313 (TBK m. 393) anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır. Görülen iş karşılığı işverenin belli bir zaman dilimi için ödemiş olduğu bedel, ücret unsurunu oluşturur.Açıklandığı üzere, hizmet sözleşmesini karakterize eden unsurlar, “zaman”, “bağımlılık” ve “ücret” olarak sıralanmakta ve “ücret” unsurunun yokluğu durumunda çalışma ya vekalet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır.Somut olayda, davalı şirkete ait hastanede nöroloji uzmanı olarak görev yapan davacının, kendi adına hastane hesabına, dava dışı bankadan çekip, işvereni şirkete borç olarak verdiğini ileri sürdüğü kredi nedeniyle ödemek zorunda kaldığı bakiye 6.000TL bedelin, tahsili yönündeki takibe vaki itirazın iptali davasında ortaya çıkan görev sorununun, yapılan açıklamalar doğrultusunda çözümlenmesi gerekir.Davacının isteminin dayandığı hukuki sebep, kendisi ile davalı arasında yapılan hizmet sözleşmesi ile davalının “ücret” borcuna ilişkin olmayıp davacı ile davalı arasındaki borç ilişkisi iddiasına dayanmaktadır. Başka bir deyişle davacı, almış olduğu senede dayanarak, davalıya verdiğini iddia ettiği borcu talep etmektedir.O hâlde, uyuşmazlığın çözümünde, yanlar arasındaki hukuki ilişkide, öncelikle Borçlar Kanunu’nun karz akdi hükümleri ile kambiyo senedine dayanılması nedeniyle ticari hükümlerin uygulanması gerekmektedir.Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.05.2007 tarihli ve 2007/13-247 E., 2007/262 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, somut uyuşmazlıkta davacı işçinin, işverenin kredi çekememesi nedeniyle, talimatı üzerine, işveren için kredi çekildiğinin sabit olduğu, hukuki ve kişisel bağımlılık nedeni ile iş ilişkisi kapsamında kredi çekilip işverene verildiği, davacının serbest iradesi olmadığı için tarafların eşit konumda olduğu ve serbest irade ile kararlaştırılan karz sözleşmesinden söz edilemeyeceği, uyuşmazlığın iş sözleşmesinden ve iş ilişkisinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin iş mahkemesinin görevli olduğu yönündeki bozmasının isabetli olduğu belirtilmişse de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.Hâl böyle olunca, yerel mahkemece yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.Diğer taraftan, gerekçeli karar başlığında, davalının ismi “Manavgat … Özel Sağlık Hizmetleri Tur. İnş. Ltd. Şti.” gösterilmişse de, dayanak icra takibinde borçlunun “Manavgat … Özel Sağlık Hizmetleri Turz. İnş. ve Tic. Ltd. Şti.” olduğu, Ticaret Sicilinden yapılan araştırmada da “Manavgat … Özel Sağlık Hizmetleri Tur. İnş. Ltd. Şti.” nin kaydına rastlanmadığı, “Manavgat … Özel Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat ve Ticaret Limited Şirketi” nin kaydının bulunduğu tespit edilmiş olmakla, davalının ismindeki maddi hata mahallinde düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.Ne var ki, davacı vekilinin davanın esasına yönelik diğer temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme kararı yerinde olup davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, HUMK’nun 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 12.11.2019 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
1. Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, iş sözleşmesi ile davalı şirkette ait hastanede nöroloji uzmanı olarak görev yapan ve davalı şirket müdürünün talimatı ile bankadan kredi çeken davacı ile bakiye krediyi bankaya ödemeyen işveren arasındaki uyuşmazlığın iş mahkemesinde mi? yoksa genel mahkemelerde mi? görüleceği noktasında toplanmaktadır.2. Çoğunluk görüşü ile yerel mahkemenin direnme gerekçesi benimsenerek “5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesinde “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o Kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde İş Mahkemeleri kurulur” şeklindeki, 4857 sayılı İş Kanunun Tanımlar başlıklı 2. maddesinin birinci cümlesinde ise sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kumlan ilişkiye iş ilişkisi denir” şeklindeki hükümleri uyarınca hizmet akdi çerçevesinde İş Mahkemesinin görevli olması için taraflar arasında iş akdi kapsamında bir uyuşmazlığın bulunması veya uyuşmazlığın İş Kanununda düzenlenen hususlarla ilgili olmasının gerektiği, oysaki somut olayda taraflar arasında iş ve işveren ilişkisi bulunsa bile davacıdan kredi çekerek davalı tarafa borç verilmesi iddiası ve buna dayalı olarak kambiyo senedinin alınması söz konusu olduğunun görüldüğü, bu itibarla hizmet sözleşmesi, iş ve işveren ilişkisi kapsamında bir talep bulunmadığı, davaya karz akdinden dolayı Borçlar Kanunu hükümlerinin, kambiyo senedi nedeniyle ticari hükümlerin uygulanmasının gerektiği, İş Kanunu ile ilgisinin bulunmadığı, bu sebeple davanın iş hukukunu ilgilendirmediği, İş Mahkemelerinin değil kendi mahkemelerinin görev alanına girdiği” gerekçesiyle direnme kararı onanmıştır.Somut uyuşmazlıkta, davacının işçi, davalının işveren olduğu ve aralarında iş ilişkisi olduğu açıktır. Çoğunluğun, İş Kanunundan doğan bir uyuşmazlık olmadığı yönündeki gerekçesine aşağıdaki nedenlerle katılınmamıştır.3. Dava açıldığı tarihteki 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o Kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde İş Mahkemeleri kurulur”(25.10.2017 tarihinde 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Mad.5).4. İş Mahkemesinin görevli olup olmadığı konusundaki temel unsur (konu bakımından unsur) aradaki hukuki ilişkidir. İş mahkemesinin diğer kanunlardaki ayrık düzenlemeler hariç görevli olması için taraflar arasında iş ilişkisi bulunması gerekir. 4857 sayılı İş Kanunu’na göre “iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir” (mad. 8/1). İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukuki-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukuki bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. Bağımlılık iş sözleşmesini karakterize eden unsur olup, genel anlamıyla bağımlılık, hukuki bağımlılık olarak anlaşılmakta olup, işçinin belirli veya belirsiz bir süre için işverenin talimatına göre ve onun denetimine bağlı olarak çalışmasını ifade eder (Çelik, İş Hukuku Dersleri, İstanbul 25. Bası. s.85; Süzek, İş Hukuku, 10. Baskı, İstanbul. s. 219 vd).5. Somut uyuşmazlıkta, davacının işçi, davalının işveren olduğu ve aralarında iş ilişkisi olduğu açıktır. Davacı işçi, hastane müdürü ve başhekim olarak görev yapan işveren vekilinin hastanenin içinde bulunduğu maddi sıkıntı nedeniyle kredi çekilmesi talimatını verdiğini, bunun karşılığı işveren tarafından teminat senedi verildiğini, ancak kredinin bir kısmının işveren tarafından bankaya ödenemediğini, kendisinin ödemek zorunda kaldığını, bu alacağını işverenden istediğini beyan etmiştir. Teminat senedinde de açıkça çekilen kredinin davalı tarafından ödeneceği, ödeme halinde hükümsüz olacağı belirtilmiştir. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi, işverenin talimatı ile işverenin kredi çekememesi nedeni ile işveren için kredi çektiği sabittir. Davacı işverenin talimatı doğrultusunda hareket etmiştir. Hukuki ve kişisel bağımlılık nedeni ile kısaca iş ilişkisi kapsamında kredi çekip işverene vermiştir. Davacının serbest iradesi olmadığı için, tarafların eşit konumda olduğu ve serbest irade ile kararlaştırılan karz sözleşmesinden söz edilemez. Uyuşmazlık iş sözleşmesinden ve iş ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Özel Dairenin İş Mahkemesinin görevli olduğu yönündeki bozması isabetlidir. Açıklanan nedenlerle Sayın çoğunluğun, İş Kanunundan doğan bir uyuşmazlık olmadığı yönündeki gerekçesine katılınmamıştır.

Makalemizi Oylar Mısınız?

Bu gönderiyi paylaş


WhatsApp
Avukata Soru Sor
Merhaba, daha fazla bilgi için, konusunda uzman avukat uygun bir ücret karşılığında size yardımcı olup yol haritanızı çizecektir.