Genel

Evlenmeden Önce Birlikte Yaşamaları Kararlaştırılmış Olmasına Rağmen Eşinin Önceki Evliliğinden Olan Çocuğunu İstememek Kusurdur

Evlenmeden Önce Birlikte Yaşamaları Kararlaştırılmış Olmasına Rağmen Eşinin Önceki Evliliğinden Olan Çocuğunu İstememek Kusurdur

Evlenmeden Önce Birlikte Yaşamaları Kararlaştırılmış Olmasına Rağmen Eşinin Önceki Evliliğinden Olan Çocuğunu İstememek KusurdurÖzet : Evlenmeden önce birlikte yaşamaları kararlaştırılmış olmasına rağmen eşinin önceki evliliğinden olan çocuğunu istememenin kusur sayılacağı.Kadının önceki evliliğinden olan oğlunun yalnızca bir kez ortak konutta yüksek sesle müzik dinlemesi de kadına kusur olarak yüklenemez.
Yargıtay2. Hukuk Dairesi
Esas : 2016/621Karar : 2017/5690Karar Tarihi : 09.05.2017
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Aile Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı erkek tarafından, kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar ve kadının kabul edilen tedbir nafakası davası yönünden, davalı-davacı kadın tarafından ise, davacı-davalının kabul edilen boşanma davası, tazminatlar ve nafakaların miktarı ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-davalı erkeğin davalı-davacı kadının kabul edilen tedbir nafakası davasına yönelik, davalı-davacı kadının ise, kabul edilen tedbir nafakası davasında tedbir nafakasının miktarına yönelik temyiz itirazları yersizdir.2-Davalı-davacı kadının, davacı-davalı erkeğin kabul edilen boşanma davasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-davalı erkeğin “kişisel temizliğine dikkat etmediği, eşini evden kovduğu, taraflarca yanlarında yaşaması kabul edilen davalı-davacı kadının oğlunu istemediği” davalı-davacı kadının ise “masaya vurarak eşinin arkadaşlarını istemediği ve oğlunun yüksek sesle müzik dinleyerek komşularını rahatsız ettiği” gerekçesiyle davacı-davalı erkeğin davalı-davacı kadına nazaran ağır kusurlu olduğu kabul edilerek boşanma davasının kabulüne karar verilmiş ise de; davalı-karşı davacı kadının masaya vurarak eşinin arkadaşlarını istemediği yönünde beyanda bulunan tanığın ifadesi zaman belirtmeyen soyut anlatımlardan ibaret olup, davacı-davalı erkek tarafından da açıkça dayanılmayan bu vakıanın kadına kusur olarak yüklenmesi mümkün olmadığı gibi, kadının önceki evliliğinden olan oğlunun 2014 yılının Haziran ayında yalnızca bir kez ortak konutta yüksek sesle müzik dinlemesi de kadına kusur olarak yüklenemez. Kaldı ki. bu olaydan sonra evlilik birliği altı ay kadar daha devam etmiş olup davacı-davalı erkeğin bu fiili affettiğinin en azından hoşgörü ile karşılamış sayılması gerektiğinin kabulü gerekir. Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; kişisel temizliğine özen göstermeyen, evlenmeden önce birlikte yaşamaları kararlaştırılmış olmasına rağmen eşinin önceki evliliğinden olan çocuğunu istemeyen ve son olayda eşine “eşyalarını topla kendi evine git” diyerek bağıran davacı-davalı erkeğin tamamen kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmahdır (TMK.md. 166/2). Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacı-davalının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalı-davacı kadına atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle davacı-davalı erkeğin boşanma davasının reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre tarafların boşanmanın fer’ilerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, tarafların kadının tedbir nafakası davasına yönelik temyiz itirazlarının ise 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

Makalemizi Oylar Mısınız? post

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Gönder
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhabalar hukuki sorununuz hakkında nasıl yardımcı olabiliriz ?
Call Now Button