Genel

DİĞER İŞÇİLERE KARŞI İTHAM VE İŞVERENE HAKARET İÇEREN İSİMSİZ ŞİKAYET DİLEKÇESİ

DİĞER İŞÇİLERE KARŞI İTHAM VE İŞVERENE HAKARET İÇEREN İSİMSİZ ŞİKAYET DİLEKÇESİ

DİĞER İŞÇİLERE KARŞI İTHAM VE İŞVERENE HAKARET İÇEREN İSİMSİZ ŞİKAYET DİLEKÇESİÖzet : Davacı tanıklarının davacının ikinci ankette boş kâğıt verdiğini ve bunu gördüklerine ilişkin anlatımları ile tutanak içeriği, davacı vekilinin bilirkişi raporuna yönelen itiraz nedenleri birlikte değerlendirildiğinde, mahkemece davacı yanın itirazlarını karşılayacak şekilde belge asılları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
YargıtayHukuk Genel Kurulu
Esas : 2015/3112Karar : 2019/330Karar Tarihi : 21.03.2019
Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 5. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 22.05.2013 tarihli ve 2011/586 E.-2013/304 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekilince istenilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 27.11.2014 tarihli ve 2013/22328 E.-2014/33688 K. sayılı kararı ile; 
Davacı İsteminin Özeti : Davacı vekili, davacının davalı işyerinde 15.07.1999-07.04.2011 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin işverence haksız feshedildiğini ileri sürerek; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 
Davalı Cevabının Özeti : Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-b, d, e. bentleri gereğince haklı sebeple feshedildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. 
Mahkeme Kararının Özeti : Mahkemece, davacının iş sözleşmesinin işverence haklı sebeple feshedildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz : Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. 
Gerekçe : Taraflar arasında, davacının kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı noktasında uyuşmazlık vardır. 
Somut olayda, davacı iş sözleşmesinin işverence haksız feshedildiğini, fesih sebebini kabul etmediğini savunmuş, davalı işveren, şirkete ait şikayet kutusunda bulunan el yazısıyla düzenlenmiş bir yazıda işverene hakarette bulunulduğunu, çalışanların işyeri dosyalarındaki elyazıları incelendiğinde davacının yazısıyla benzerliğin anlaşıldığını, ayrıca 01.04.2011 tarihinde şirketin genel yürüyüşü, aksaklıklar vs. konularda düzenlenen anketteki davacı yazısı incelenerek şikayet kutusunda bulunan not ile bağlantının tespit edildiğini, şikayetlerin gerçeği yansıtmayıp, işvereni küçük düşürücü nitelikte bulunduğundan ve hakaret niteliği taşıdığından iş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun’un 25/II-b, d, e bentleri gereğince haklı nedenle feshedildiğini savunmuştur. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış, söz konusu ifadelerin davacıya ait olduğu kabul edilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna itirazda bulunmuş, yazıların davacıya ait olmadığını, Adli Tıp Kurumu incelemesi yaptırılmasını talep etmiştir. Mahkemece davacının anılan itirazları üzerinde durulmamıştır.
Feshe konu yazının davacının eli ürünü olup olmadığı hususu tartışmalıdır. Mahkemece davacının eli ürünü olduğu iddia edilen belge yönünden Adli Tıp Kurumu ilgili dairesinden rapor aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait iş yerinde 15.07.1999-07.04.2011 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, fesih nedeni doğru olmadığı gibi davacının fesih nedeni yapılan hususlara ilişkin bir kabulünün de bulunmadığını ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, bilgisayarda ve el yazısı ile yazılmış yazılarda bazı çalışanlara yönelik hoş olmayan isnatlarda ve işverene hakarette bulunulduğunu, yapılan inceleme sonucu bu yazıları davacının yazdığının tespit edildiğini, bu nedenle iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin iki numaralı bendinin (b), (d) ve (e) alt bentlerindeki hükümler uyarınca haklı olarak feshedildiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, feshe konu belgeler üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan raporda iki adet belgedeki el yazılarının davacının eli mahsülü olduğu tespit edildiğinden işveren tarafından yapılan feshin haklı nedene dayandığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde belirtilen nedenlerle bozulmuştur.
Mahkemece, önceki gerekçeye ilâveten, alınan bilirkişi raporunun karar vermeye elverişli olduğu, davacı vekilinin itirazlarının haklı sebebe dayanmadığı, Adli Tıp Kurumundan rapor alınması yönünde yasal bir zorunluluk bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu raporuna da itiraz edilebileceği, bu silsilenin sürüp gideceği, davanın hızlı ve en az masrafla sonuçlandırılması ilkesinin ihlal edileceği, raporun karar vermeye elverişli ve dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından davalı işverence haklı feshe konu yapılan belgelerdeki yazıların davacının eli ürünü olup olmadığı konusunda alınan bilirkişi raporunun yeterli olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre Adli Tıp Kurumu ilgili Dairesinden rapor alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Fesih, iş sözleşmesini sona erdiren en önemli sebeplerden biri olup sürekli (belirli ya da belirsiz süreli) bir iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesi ile sona erdiren, tek taraflı ve karşı tarafa ulaşması gerekli bozucu yenilik doğuran bir haktır. Bu özelliği nedeniyle fesih karşı tarafa ulaştığı andan itibaren hüküm ve sonuçlarını doğuran, karşı tarafın kabulünü gerektirmeyen bir irade açıklamasıdır (Senyen Kaplan, E. Tuncay: Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Haksız Feshinin Hüküm ve Sonuçları, Sicil İş Hukuku Dergisi, Yıl 2016, Sayı 36, s.23).
İş sözleşmesi, işçi ile işveren arasında kurulan ve her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olup, işçi ile işveren arasında karşılıklı güvene dayanan kişisel ve sürekli bir ilişki yaratması nedeniyle sözleşmenin taraflarından birinin davranışları ile bu güveni sarsması hâlinde güveni sarsılan tarafın objektif iyi niyet kurallarına göre artık bu ilişkiyi sürdürmesinin kendisinden beklenemeyeceği durumlarda iş sözleşmesi ile bağlı kalamayacağı gerçeğinden hareket eden kanun koyucu yaptığı düzenleme ile taraflara iş sözleşmesini haklı nedenle tazminatsız fesih hakkı tanımıştır.
Hukukumuzda “olağanüstü fesih”, “bildirimsiz fesih”, “süresiz fesih”, “önelsiz fesih”, “derhal fesih”, “muhik sebeple fesih” gibi terimlerle ifade edilen haklı nedenle fesih, TBK’nın 435, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24’üncü ve 25’inci; 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 14’üncü ve 16’ncı; 5953 sayılı Basın İş Kanunu’nun 11’inci maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Bir tarafın, kanunla tanınan haklı nedenle fesih sebeplerine dayanarak, karşı tarafa yöneltilmesi gereken irade beyanıyla iş sözleşmesine geçmişe etkili olmaksızın derhal son vermesi, haklı nedenle fesih olarak tanımlanmaktadır (Mollamahmutoğlu, H./ Astarlı, M. / Baysal, U.: İş Hukuku, 6. Bası, Ankara 2014, s. 794).
İş sözleşmesinin işveren tarafından tazminatsız feshedilebilmesi için feshe konu eylemin 4857 sayılı İş Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun/İş Kanunu/İK) 25’inci maddesinin ikinci bendinde tadadî olarak sayılan ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan hâller ve benzerleri içerisinde yer almış olması gerekmektedir. Bu kapsamda olmak üzere işçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda bulunması; işçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması, iş yerine sarhoş yahut uyuşturucu madde almış olarak gelmesi ya da iş yerinde bu maddeleri kullanması; işçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması hâllerinde iş sözleşmesinin işverence tazminatsız ve derhal feshi mümkün olacaktır.
Öte yandan dava yolu ile hâkimin önüne gelen uyuşmazlık, sadece hukuk bilgisi ile çözülebilecek nitelikte olmayabilir. Hâkimin çözmek zorunda olduğu bu uyuşmazlıkta hukuki bilgi dışında, teknik ve özel bilgiye ihtiyaç duyulabilir. Bu durumda o konu ile ilgili olarak hâkimin uzman kişinin görüşünü alması söz konusu olacaktır. Başka bir deyişle, hâkim çözümü hukukî bilgisi dışında kalan özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi deliline başvuracaktır.
Bilirkişi tecrübe prensipleri hakkında hâkimde eksik olan bilgiyi veren ve bu tecrübe prensiplerine dayanarak sabit olan bir olaydan sonuçlar çıkaran veya kendi özel bilgisine dayanarak uyuşmazlık konusu olayları tespit eden kişidir (Canıtez, H.: Medenî Usûl Hukuku, 15. Bası, Cilt II, İstanbul 2017, s.1914-1915).
Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/6100 sayılı HMK/HMK) 266’ncı maddesine göre;
“(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” 
Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, mahkeme çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda tarafların talebi üzerine ya da kendiliğinden bilirkişi incelemesi yaptırabilecektir. Benzer şekilde 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 2’nci maddesinin (b) bendinde bilirkişi, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olarak tanımlanmıştır.
Kendiliğinden ya da tarafların talebi üzerine mahkemece HMK’nın 268’inci maddesindeki hüküm çerçevesinde bilirkişi tayini yapılacaktır. Bilirkişi gerçek kişi olabileceği gibi, tüzel kişi de olabilir. Ancak Kanunların görüş bildirmekle yükümlü kıldığı kişi ve kuruluşlara görevlendirildikleri konularda bilirkişi olarak öncelikle başvurulur. Kamu görevlilerine ise bağlı bulundukları kurumlarla ilgili dava ve işlerde, bilirkişi olarak görev verilemez (HMK 268/3). Kendi özel kanunlarında bilirkişilik hizmeti verebileceği öngörülen kurumlar ile yargı mercilerinin talebi üzerine bilimsel ve teknik görüş bildiren kamu kurum ve kuruluşları sadece özel hukuk tüzel kişileri için düzenlemeler öngören 6754 sayılı Kanun kapsamında değildir (6754 sayılı Kanun m. 1/3). Örneğin Adli Tıp Kurumu adalet işlerinde bilirkişilik yapmak için kurulmuştur. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun ismi 02.07.2018 tarihli 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 61’inci maddesiyle Adli Tıp Kurumu İle İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun olarak değiştirilmiştir. 6754 sayılı Kanun’un 23 ila 36’ncı maddeleri ile bu Kanun’da bazı değişiklik ve düzenlemeler yapılmış ise de, daha sonra yürürlüğe giren 703 sayılı KHK ile bu düzenlemeler yürürlükten kaldırılmıştır. 15.07.2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 1 ila 29’uncu maddelerinde Kurumla ilgili yeni hükümlere yer verilmiştir.
Bilirkişi incelemesini tamamladıktan sonra, görüşünü mahkemenin tercihine göre yazılı veya sözlü olarak bildirir (HMK m.279/1). Yazılı olarak hazırlanacak bilirkişi raporunda tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılacak sonuçlar ile bilirkişi kurulu üyeleri arasında görüş ayrılığı varsa bunun sebebi, düzenleme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişi kurulundakilerin imzaları yer almalıdır (HMK m.279/3).
Bilirkişi raporunun birer örneği taraflara tebliğ edilir (HMK m.280). Taraflar bilirkişi raporunun tebliği tarihinden itibaren iki hafta içerisinde rapora itiraz edebilirler. Taraflar itirazlarında raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bir bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler (HMK m.281/1). Mahkeme bilirkişi raporundaki eksiklik veya belirsizliğin tamamlanması ya da açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için ek rapor isteyebileceği gibi, tayin edeceği duruşmada sözlü olarak açıklamalarda bulunmasına da karar verebilir (HMK m.281/2). Mahkeme gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabilir (HMK m.281/3).
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; davacı vekili davalı işverence müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, fesih nedeninin doğru olmadığını ayrıca davacının bu hususta bir kabulünün bulunmadığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsilini talep etmiş; davalı vekili davalı şirket yöneticisinin uygunsuz zamanlarda ankesörlü telefonla aranarak rahatsız edildiğini, bu telefon görüşmelerinin birinde iş yerinde mevcut şikâyet kutusuna bakmasının istendiğini, şikâyet kutusuna bakıldığında içerisinde bilgisayarda yazılmış ve bazı çalışanlara yönelik hoş olmayan isnatların yer aldığı bir yazıya rastlandığını, ayrıca şikâyet kutusunda el yazısı ile yazılmış bir yazı daha bulunduğunu, bu yazıda da benzer ifadelere yer verildiği gibi, işverene hakaret edildiğini, bu yazıların kimin tarafından yazıldığını tespit etmek için çalışmalara başlayan şirket yetkililerinin çalışanların kendi el yazıları ile tuttukları bilgilendirme ve görevlendirme yazıları ile iş yeri şahsi dosyaları içindeki el yazılarını incelemesi sonucunda, şikâyet kutusunda bulunan el yazısı ile davacının el yazıları arasında benzerlik saptandığını, bununla da yetinmeyen davalı işverenin 01.04.2011 tarihinde sık sık uyguladığı ve iş yerindeki aksaklıkların ve çalışanların önerilerinin belirlenmesine yönelik anketlerden birini daha yaptığını, davacının verdiği anket cevabındaki yazının ve içeriğinin şikayet kutusunda bulunan not ile bağlantısını saptadığını, bunun üzerine davacı ile görüşüldüğünü, bu iddialarla ilgili araştırma yapılacağı belirtilerek iddialarının arkasında olup olmadığının davacıya sorulduğunu ancak davacının net bir tutum sergilemediği gibi, devam eden günlerde işe gelmediğini, gerekli araştırmayı yapan müvekkili şirket yetkililerinin iddiaların gerçeği yansıtmadığının anlaşılması nedeni ile davacıyı İş Kanunu’nun 25/II- b, d ve e bentlerine göre haklı olarak işten çıkardığını savunmuştur.
Mahkemece davacıya ait yazı mukayesesine esas belgeler toplandıktan sonra, sahtecilik. grafoloji ve balistik uzmanı bilirkişiden rapor alınmış olup, sözü edilen raporda A4 kağıdına siyah mürekkeple yazılmış (çizgisiz beyaz kağıt) “Bütün ….sende…” şeklinde başlayıp “…bu fabrikada yeri yok” diye sona eren bir adet ve A4 kağıdına (çizgisiz beyaz kağıt) mavi mürekkeple yazılmış, “Adam kayırmak diz boyu…” şeklinde başlayıp “…ayarlattırıyor nasılsa” diye sona eren bir adet olmak üzere iki adet belge üzerindeki el yazılarının davacının eli ürünü olduğu yönünde kanaat ve görüş bildirilmiştir.
Raporun tebliği üzerine davacı vekili 20.03.2013 havale tarihli dilekçesinde, inceleme konusu yazılar ile müvekkilinin resmî kurumlardan getirtilen, ayrıca mahkemece alınan yazı ve imza örnekleri arasında bariz farklılıklar bulunduğunu, çıplak gözle dahi söz konusu yazıların davacının eli ürünü olmadığının anlaşıldığını, zira müvekkilinin toplanan yazılarının el yazısı ve birleşik harfler ile yazıldığı hâlde, feshe dayanak yapılan yazıların normal el yazısı olduğunu, bunların müvekkilinin yazı stili ile benzerliği bile bulunmadığını belirterek, Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi ya da güzel sanatlar fakültesi uzmanlarınca yeniden inceleme yapılmasını talep etmiş ve bilirkişi raporuna itirazlarını Mahkemeye bildirmiştir.
Ancak Mahkemece 22.05.2013 tarihli duruşmada verilen ara karar ile davacı vekilinin bu talebi, davayı uzatacak nitelikte ve sonuca etkili görülmediği gerekçesi ile reddedilmiştir.
Ne var ki, davacı vekili baştan beri feshe konu yapılan belgelerdeki el yazılarının müvekkili tarafından yazılmadığını ileri sürdüğü gibi, davacı tanığı … “…Yaklaşık bir yıl önce işveren yetkilisi yaklaşık 80 kişilik çalışanları yemekhanede toplayarak çalışma koşulları yönünde anket yapmak istediğini söyledi ve isimlerin alınmayacağını bildirdi. Bu şekilde bize verilen kağıtlara çalışma koşulları yönünden eksiklikleri ve isteklerimizi yazdık. Kısa bir süre sonra aynı uygulamayı tekrarladılar. Ancak bu kez yemekhaneden çıktığımızda işveren yetkilisi A.G. işçilerin elinden anket kâğıtlarını alıp tek tek isimleri arkasına yazıyordu….. davacı isimlerin alındığı ikinci ankette bir şey yazmayacağını bana söylemişti kâğıdı verirken de kağıdın boş olduğunu görmüştüm…”; davacı tanığı … ise “…Yaklaşık bir yıl önce işveren yetkilisi çalışanlara anket yapacağını ve iş yerindeki aksaklıkların bu şekilde belirlenip giderileceğini söyledi ve yemekhanede anket çalışması yapıldı. Keza isimlerimiz alınmadı. Yaklaşık iki ay sonra tekrar bir anket çalışması yapılacağı bildirildi. Aynı şekilde yine yemekhanede çalışanlarla anket çalışması yapıldı. Davacı benimle aynı masada idi. Kendisi bana birinci ankette de hiçbir şey yazmadığını şimdi de yazmayacağını söyledi ve boş kâğıdı yetkililere verdi. Kâğıdı teslim alan işveren yetkilisinin kâğıdı veren işçinin ismini kâğıda yazdığını ben gördüm. Hemen kâğıt teslim edilirken değil arkasını döndükten sonra ismi yazılıyordu…” şeklinde beyanda bulunmuşlardır. 
Bununla birlikte işveren yetkililerinin imzasını taşıyan 01.04.2011 tarihli “Tutanak” başlıklı belgede ise “İş yerimizde yapılan anket değerlendirmelerinde, el yazısı birbirleri ile örtüşen iki ankette, daha önceden şikâyet kutusunda bulunan, imza içermeyen bilgisayarda yazılan ve iş yerimiz hakkında asılsız isnatlar içeren yazıdaki ifadelerle örtüştüğü tespit edilmiştir. 
Anket değerlendirme sonuçlarındaki yazının, iş yerinde el ile tutulan ve değişik işçilere ait el yazısı notlarla karşılaştırmada, her iki anket yazısının …’nin el yazısı ile aynı olduğu tespit olunmuştur.
Bunun üzerine … ile 01.04.2011 günü yapılan özel görüşme sırasında, gerek şikâyet kutusundaki yazının gerekse iki adet anket yazısının kendisine ait olduğu sonucuna varılmış, her üç yazıdaki şikâyetlerine ilişkin olarak, şikâyet olunan işçiler ile ilgili gerekli araştırma yapılmak istenilmiş, ancak bu yönde kendisinin yazdığı şikâyetlerin arkasında durup durmayacağı sorulduğunda net bir tutum sergileyemediği tutarsız konuşmalarda bulunmuştur.” yönünde tespitlere yer verildiği görülmektedir.
Öyle ise, davacı tanıklarının davacının ikinci ankette boş kâğıt verdiğini ve bunu gördüklerine ilişkin anlatımları ile 01.04.2011 tarihli tutanak içeriği, davacı vekilinin bilirkişi raporuna yönelen itiraz nedenleri birlikte değerlendirildiğinde, mahkemece davacı yanın itirazlarını karşılayacak şekilde belge asılları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Şu hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 21.03.2019 gününde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Gaziantep Avukat, Gaziantep İş Hukuku Avukatı, Gaziantep İşçi Avukatı, Avukat

Makalemizi Oylar Mısınız? post

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Gönder
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhabalar hukuki sorununuz hakkında nasıl yardımcı olabiliriz ?
Call Now Button